24 Mart 2017 Cuma

Böke, "CHP nedir?" sorusunu cevaplamış

Duvar gazetesinde, İrfan Aktan'ın CHP Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Selin Sayek Böke ile yaptığı görüşme yayımlandı. Başlığa Böke'nin "yeni bir hikâye yazmamız lazım" sözü çıkarılmıştı, ama, çağrıştırdığının aksine, Böke yazılacak hikâyeden bahsetmeye ekonomi dolayımından girişmişti. Olsun. Yeni hikâye yeni hikâyedir. Hele CHP'nin yeni bir şey yapması, üstelik hikâye yazması vaat ediliyorsa, ne kadar heyecan verici!

Heyecan ve CHP kavramlarının birbirine mesafesi ne kadardır? Heyecan nãmına neyimiz kaldıysa ağır yaralamaya aday bu soruyu derhal kenara atalım. Yaralı tedavisiyle uğraşmayalım boşuna; nasılsa heyecan nâmına herhangi bir şeyimiz kaldıysa bu görüşmeden birkaç soru-cevabı ardarda okuduktan sonra o da feci şekilde can verecek. Buyurun, İrfan Aktan soruyor:

"...Dış politikadan sorumlu genel başkan yardımcınız Öztürk Yılmaz, 'Türk askerleri Suriye El Bab’da şehit olurken, Türkiye’de askere alınabilecek yaşta Suriyeliler Türk kızlarıyla geziyor' demişti. Bu tür sözleri nasıl izah ediyorsunuz?"

Selin Sayek Böke cevaben şunları anlatıyor:

"CHP’nin bir göç raporu var. Partinin pozisyonunu o rapordaki yaklaşım tarif eder. Biz nasıl ki kendi vatanımızda bir hayat hayal ediyorsak, bütün dünya vatandaşlarının da bu hakka sahip olduğu bir düzen istiyoruz. Onun için Suriye’deki savaşın bir an önce bitirilmesi ve göç etmek zorunda kalmış olanların kendi vatanlarına gidebileceği bir yarının inşa edilmesi gerekiyor. Milyonlarca insan Türkiye’de yıllardır ekmek sofrasına ortak oldular. Toplumdan kaynaklı sıkıntılar görmedik biz. Türk toplumunun gönlü çok açık."

"Toplumdan kaynaklı sıkıntı görmedik" deyince, gazeteci mecburen hatırlatıyor: "Antep gibi yerlerde ırkçı saldırılar oldu, kamplar yakıldı..."

CHP sözcüsü mâkûl bir şey söylüyor: "Fakat onu beslemiş olan da siyaset. Toplumun kendi doğasından gelen bir düşmanlaşma değil, ötekileştiren siyasetin ortaya çıkardığı ve yurdunu terk etmek zorunda kalanları topluma dahil edecek işler yapılmadığı için de bu sorunlar artıyor."

Gazeteci haliyle yeniden hatırlatmak zorunda kalıyor: "Peki bunu besleyen bir siyasetçi olarak Öztürk Yılmaz’ın beyanatına parti olarak tepki gösterdiniz mi?"

Böke, "CHP belediyeleri Suriyeli mültecilerin hayata ortak edilebilmesi için ve bu ortaklığın toplumun kendi dinamiklerini zedelememesi için belli sosyal politikalar geliştiriyor," dedikten sonra şöyle sürdürüyor: "Meseleyi bir söylemi tekzip etmenin ötesinde yaptıklarımızla tarif etmenin doğru olduğunu düşünüyorum. Buradaki Suriyeli gençlere, çocuklara imkân yaratarak nasıl bir siyaset öngördüğümüzü ortaya koyuyoruz. Dolayısıyla o cümleyi tekzip etmek... Olur tabiî ama demokrat bir biçimde fikirler beyan edilmiş. Her fikri takip etme yükümlülüğünün siyaseti doğru yere evriltmediğini düşünüyorum."

Aktan insaflı davranarak "demokrat bir biçimde"ye takılmıyor, haklı olarak, "ama" diyor: "Yılmaz’ın beyanatına değil belediyelerin icraatlarına bakalım diyorsunuz ama o sözü herhangi bir milletvekili değil, partinizin genel başkan yardımcısı söylüyor. Siz meselâ şu anda da Yılmaz’ın açıklamasını düzeltmekten neden imtina ediyorsunuz?"

Böke itiraz ediyor: "Düzeltmekten imtina ettiğimiz doğru değil. Eğer yanlış bir siyasi söylem varsa, partinin uyguladığı siyasetin ilkesel temellere dayanması gerektiğini düşünenler mutlaka itiraz eder ve gerekli düzeltmeleri yaparız."

Fakat gazeteci de biz de böyle bir hadiseye şahit olamıyoruz!? Aktan, bakıyor ki muhatabı kelimeleri biraraya getirip sesli olarak ağzından çıkarmakta fakat bunların birarada bir mânâ ifade etmemesinde ısrarlı, başa dönüp basit soruyu tekrar soruyor: "Yılmaz’ın bu açıklamasını yanlış buluyor musunuz?"

Böke, "Israrla bu açıklamaya dair bir yorum mu alacaksınız benden?" diye çıkışıyor. Sonra kime niçin söylendiği belli olmayan şu sözü ediyor: "CHP bir kitle partisi olduğu için, her konuyu her yönüyle tartışmakla ve bazen bu tartışmayı toplumu içine alacak biçimde kamuoyu önünde yapmakla yükümlüdür." İlk şaşkınlığı attıktan sonra, "Ee?" diyoruz. Değil mi, madem öyle... "Ama," diye karşımıza dikiliyor CHP genel başkan yardımcısı, "bu tartışmalar yapılırken fikir ayrılıkları ve kimimizin yanlış bulduğu şeyler olabilir. Mesele, bundan harmanlanmış bir ortak akla dayalı siyaset oluşturmak."

Konuşan, cevaplanmayıp kıvırtılmış sorusunu ortada bırakmayan, peşini kovalayan, kaynayıp gitmesine izin vermeyen -yani aslında basitçe hep olması gerekeni yapan- gazeteci, konuşulan, ana muhalefet partisi genel başkan yardımcısı, partinin gelecek vaat eden, yeni, genç, parlak beyinlerinden biri diye sunulan siyasetçi.

Harmanlanmış olabilir, harmanlanmamış olabilir, ortak olabilir, olmayabilir, siyasete yarar, yaramaz, her hâlükârda akla dayalı birşeylere hayatî -veya ölümcül- ihtiyaç yok mu sizce de?

20 Mart 2017 Pazartesi

Şam'da ne oldu?

Suriye rejimi dün beklenmedik bir saldırıyla karşı karşıya kaldı. Üstelik başkent Şam’da, Eski Şehir'e iki kilometre uzaklıkta. Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ, El-Kaide), Ahrar el-Şam ve Feylak el-Rahman elemanlarından oluşan silahlı gruplar, bazı tesis ve sokakları ele geçirdiler, Suriye başkentinde telaş ve heyecana -ve ardından ordunun haşin karşılığına- sebep oldular. Hücumun bir zamandır hazırlandığı belliydi, çünkü militanlar rejimin elindeki kesimlere birtakım tünelleri kullanarak sızdılar.

[ DÜZELTME / 21 MART / 23:40 / Cihatçıların bugün Hama'da başlayan büyük "taarruz"u HTŞ önderliğinde sürüyor. Bazı ÖSO grupları ile Türkistan İslâmî Partisi de bunlara katılıyor. Fakat Ahrar el-Şam'ın katılmasını HTŞ önderliğinin kesin olarak reddettiği iddia ediliyor. Oysa Şam saldırısında böyle bir ayrılık gayrılık görülmemişti. Ancak Ahrar'cıların videolarını gördük, ilk intihar eylemcilerini de HTŞ kamuoyuna "takdim etti". Hama'daki vaziyet -doğruysa- yeni bir cihatçılar arası diplomatik soruna işaret ediyor olabilir. Başka haberlere göre de Ahrar, başka birçok örgütle birlikte Hama saldırısına katılıyor. ]

Saldırıların ilk aşamasında Şam’ın doğusunda meydana gelen iki büyük patlama, intihar saldırılarının sonucuydu. Bunları yapan eylemcilerin kimlikleri ve fotoğrafları, HTŞ tarafından yayımlandı. Eylemcilerden biri Suudi vatandaşı. Yani işin siyasî yönü şöyle özetlenebilir: Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte Fırat Kalkanı Harekâtı'nı yürüten aslî silahlı güç, Ahrar el-Şam, El-Kaide ile yanyana, Türkiye'nin müttefiki Rusya'nın müttefiki Suriye'nin başkentine saldırdı. Siyasî yönü bırakalım en iyisi.

Şam’ın doğusundaki El-Kabun semtinde bulunan silahlı gruplar uzun süredir ordunun kuşatması altındaydı. Ordunun elindeki dar alanın hemen güneyinde, yine silahlı grupların denetimindeki Cuber semti yeralıyor. Silahlı gruplar, aradaki şeridi yararak bölgelerini birleştirmeyi hedeflediler. Bir süre için bunu sağlamış da göründüler. Ancak gecenin bastırmasından itibaren, bugün öğle sularına kadar, Suriye ordusunun kaybettiği her yeri geri aldığı duyuruldu. Silahlı örgütlerden de aksi yönde açıklama gelmedi.

Yalnız akşamüstüne doğru, muhaliflerin yeni bir saldırı başlatmakta olduklarına dair haberler dolaştı. Hedef bölgedeki kritik yapı ve tesislerin çevresinde yoğun çatışmaların olduğu ileri sürüldü. Ancak görünen manzara pek böyle değil. Daha çok, ordu silahlı grupları püskürtmüş, hava kuvvetleri de üzerlerine bomba yağdırıyor gibi.

Ayrıca dünkü bilgi kirliliği rekorundan sonra her şeye temkinli yaklaşmalıyız. Dün, haberlerin birbiriyle çelişme açısının 180 dereceden aşağı düşmemesi ve dakika başına yalan haber yoğunluğu bakımından sahiden rekorlar kırıldı.

Silahlı gruplar şehrin kuzeydoğusunda birtakım binaları ele geçirdiği sırada rejim yanlısı hesaplar, Şam’da olağandışı hiçbir şeyin olmadığına, hayatın normal akışını sürdürdüğüne ilişkin “haberler” yaydılar. Bunu, muhaliflerin yalan bombardımanı izledi: Suriye ve Rus uçakları düşürülmüş, Esad’ın sarayı vurulmuş, hattâ Esad yaralanmıştı, Şam’da birçok kritik bina top ateşinde isabet almıştı, Esad kaçıyordu, vs…

Muhaliflerin, top menzilinde kalan kayda değer binalar arasında hasar verebildikleri tarafsız kaynaklarca da kabul edilen, yalnız Rusya Büyükelçiliği oldu.
Ben bu satırları yazarken, düşürülen uçaklar furyasına Şam üzerinde uçan bir Mig-23 de katılmıştı. Dün buna benzer uyduruk haberlere göre bol bol uçak düşürüldüğü için, güvenilir-tarafsız kaynaklarca teyit edilip edilmeyeceğini beklemekten başka yapacak şey yok. (Şam'daki silahlı grupların elinde uçak düşürecek silah olmadığı söyleniyor, bu arada.)


Dünden beri iki defa el değiştiren bölgede elektrik santralı, dokuma fabrikası ve sanayi bölgesi bulunuyor. Silahlı muhaliflerin ele geçiremediği kavşak (yonca yaprağı), özellikle önemli. Otobüs garajının da el değiştirip değiştirmediği tam anlaşılamadı. Çeşitli yönlerde çatışma bölgesine pek az mesafede, rejimin elindeki kısımlarda önemli yapılar var. Kuzeyde polis akademisi, doğuda hava kuvvetleri istihbaratının binası ve batı yönünde "Panorama Müzesi" (1967 Yom Kippur İsrail-Arap Savaşı hatırasına yapılan müze) yeralıyor.


Cihatçılar, dün harekâtlarının başarıyla sürdüğünü kanıtlamak için bu yapının hayli yakın mesafeden çekilmiş fotoğraflarını paylaştılar.

Ancak bugün yayılan bilgiler ve bunların yalanlanmayışı -ve örgütlerin bugün kayda değer herhangi bir bilgi paylaşmaması- ışığında söyleyebiliriz ki, silahlı grupların dün ele geçirdiği yerleri ordunun tamamen geri almış olması kuvvetle muhtemel görünüyor.

17 Mart 2017 Cuma

Ankara Ahrar ile ne yapacak?

Türkiye'nin "Suriye politikası", hepimizin gözleri önünde cereyan eden ama yetkililerin, hakkında konuşmaktansa havaya bakıp ıslık çalmayı yeğlediği süreç sonucunda, Rusya'dan alınacak-alınamayacak icazete tâbi hale geldi. Bunun ilk sonucu, Esad'ı devirme hedefinden vazgeçilmesi. Nitekim bu, iktidar propaganda aygıtının en militan organından bile açıkça telaffuz edildi, Esad'la masaya oturulabileceği söylendi.

Ahrar el-Şam, Suriye silahlı cihatçı muhalefetinin en önemli örgütü. Cihatçı olmayan muhalif kesimlerle de iyi geçinmeye, kapsayıcı olmaya çabalıyor, kendini "ulusal" çerçevedeki hedeflere bağlı, bütün ülke için çözüm düşünen, ulusal bir örgüt olarak sunmaya gayret ediyor. Nitekim son açıklamada da, "Ahrar Şam olarak tek derdimiz, Suriye devriminin ilkelerini korumak, özellikle de halkımızın özgürlüğünü ve izzetini kazanmak," diyorlar. Ancak, yakın zamanda içerisinden çıkan bir grubun El-Kaide'ye katılmasının, Ahrar'ın bir önceki liderinin hâlihazırda Heyet Tahrir el-Şam'ın başında olmasının da gösterdiği üzre, bütün bunlar hayli tartışmalı, sallantılı, bulanık mevzular.

Halen Ahrar'ın başında, hemen her yerde "Türkiye yanlısı" olduğu belirtilen, pek çok yerde de "Ankara'nın adamı" olarak anılan Ebu Ammar el-Ömer var. Ebu Ammar, "Suriye Devrimi'nin altıncı yılı" dolayısıyla bir konuşma yaptı, örgütün hedeflerini, güncel siyasî konumunu açıkladı. Ahrar'ın Türkçe Twitter hesabından madde madde özetlenerek duyurulan açıklamada Ankara'yı zora sokacak noktalar var. Bakalım, tercüme edelim:

Yüz on sekiz eser

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sakarya’daki “toplu açılış” töreninde yaptığı konuşmayı Hürriyet uzun uzun aktardı.

Bazen haberleri okuyuşum, trafiğin vızır vızır aktığı bir caddenin öte yanında yapılan konuşmayı dinler gibi: kelimeler, kelime grupları, aralarındaki sessizlikler, hepsi bulabildikleri boşluklarda suratıma çarpıyor. Kesilmiş su musluktan yeniden akmaya başladığında, tıksırıklar eşliğinde, beraberinde bir sürü yabancı madde getirir, karşı kaldırımdan üstüme fırlatılanlar da bunların eviyelere saldırışı gibi; kulak, yanak, şakak, neremi bulurlarsa oraya saplanıyorlar.

Cumhurbaşkanının konuşmasını karşı kaldırımdan, sürücüsü cep telefonuna dalmış fakat muhtemel kazada yüzde yüz haklılığına şimdiden inanmış arabalar, dikkatli bakışların yan yan gittiğini yakalayabildiği, façası bozuk minibüsler, henüz borcunun ödenmediği gün aşırı yıkanmasından belli van’lar, kimseyi umursamayan, kullananı görünmeyen jipler, onları da umursamayan halk otobüsleri imkân verdiği ölçüde dinleseydim anca böyle olurdu. Niyeyse bünyem böyle haberleri bölük pörçük etmeden işleme sokamıyor.

13 Mart 2017 Pazartesi

Fantastik bir Gökçek hadisesi

İsrail gazetesi Haaretz, 12 Mart Pazar günü Türkiye-Hollanda krizi vesilesiyle bir derleme haber yayımladı. Bu haberin içerisinde pek tuhaf, ama Türkiye sözkonusu olduğunda bile pek tuhaf, yaşadığımız dönem gözönüne alındığında bile pek tuhaf, olayın kahramanı, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hesaba katıldığında bile yine pek tuhaf bir olaydan sözediliyordu.

Haaretz'e göre, Melih Gökçek, bir grup Amerikalı gazeteciyi Ankara'ya davet etmişti. Vaadi, gazetecileri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Mevlût Çavuşoğlu ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile görüştürmekti. Herhalde Haaretz'in isimlerini vermediği gazeteciler bu ziyafete koşa koşa gelmişlerdir.

Lâkin, habere göre Gökçek gazetecileri bu üç şahsiyetle görüştürmedi! Bunun yerine onlara 15 Temmuz darbe girişimi gecesine ait kanlı görüntüler izletti. Bu sürecin nasıl yaşandığını merak etmemek elde değil. Gazeteciler, "Nasıl yani? Ne demek görüşmüyoruz?"u falan nasıl söylediler, olanı nasıl idrak ettiler, Gökçek ne izahat yaptı, vs.

Fakat daha büyük merak konusu, Gökçek'in, vaat ettiği görüşmeler yerine, videonun ardından konuk gazetecilere anlattıkları karşısında Amerikalı basın mensuplarının ne yaptığı. Zira Melih Gökçek gazetecilere, "İslâm Devleti" örgütünü (İD, DAİŞ) ABD'nin yarattığına, ABD ile İsrail'in beraberce, fay hattından enerji çalmak için Türkiye'de yapay deprem tertiplediğine dair komplo teorileri anlatmış!

Sözkonusu gazetecilerden biri yaşananları anlatsa da öğrensek. İnsan inanmakta zorlanıyor.

[ GÜNCELLEME / New York Times muhabiri Gardiner Harris tam da bunu yapmış, başlarından geçenleri anlatmış: "Turkish Attempt to Close Gap With the West Seems to Widen It". ]

11 Mart 2017 Cumartesi

Mahvedeceğimiz Hollandalılar kim?

Hollanda TC Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu'na uçuş izni vermeyince Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bu ülkenin yöneticilerine saydırdı. Cumhurbaşkanının Bağcılar konuşmasından en çok hoşuma giden bölümü azıcık didikleyeyim izninizle.

"Sen istediğin kadar dışişleri bakanımızın uçağını kaldırma," diye postayı koydu Erdoğan. "Bundan sonra senin uçakların bakalım Türkiye’ye nasıl gelecek?" Fakat sanırım tam bu noktada bir aydınlanma oldu. Cumhurbaşkanı, bu sözlerin hepimizi önemli bir soruyla karşı karşıya bıraktığını fark etti: Hollanda'dan Türkiye'ye kim gelecek de Ankara engelleyince Hollanda zararlı çıkacak? Olsa olsa Hollandalı turist gelemez, herhalde bundan zarar görecek olan da Hollandalılar değildir. Başka yerlere giderler.

Erdoğan virajı şöyle aldı: "Tabiî ben burada diplomasiyi konuşuyorum, vatandaşların seyahatini değil. O ayrı bir konu." Yok! Demek turistler gelebilecek. O halde hangi uçaklar inemeyecek?

Yani esas soru bâki: Hollanda'dan Türkiye'ye kim gelecek de Ankara engelleyince Hollanda zararlı çıkacak?

Bizim bu basit soruları sormamamız gerektiğini, meseleleri bilen devlet büyüklerinin her şeyi düşünüp gerekli tedbirleri alacaklarını şöyle bildirdi Erdoğan: "Bunların değerlendirmesini ona göre yapacağız."

Nelerin? Ve neye göre?

Cevapları büyükler bilir, biz bilemeyiz. Evlad-ı fatihan cevap aramaz, Reis'e kulak verir. Erdoğan şöyle devam etti: "Bunlar ne siyaset biliyor, ne uluslararası diplomasi nedir onu biliyor. Bunlar bu kadar ürkek, bu kadar korkak, bunlar Nazi kalıntısı, bunlar faşist bunu böyle biliniz."

Peki.

6 Mart 2017 Pazartesi

Fotoğraf sergim: "Ya Değilse?"

O fotoğrafları içimde bir musibet büyürken çekmişim, haberim yoktu. Fotoğrafların musibetle alâkası yok. "İçimle" alâkaları var mı? Ondan da emin değilim. Ama kesinlikle birşeylerin içiyle, dibiyle, derinliğiyle var. Görünene yaklaştıkça ötesine geçiliyor, oradan nerelere gidiliyor?

Nerelere? Fotoğrafları gösterdiğim arkadaşlarım epeyce dolaştılar, ilginç olduğunu söyledikleri geziler yaptılar, geniş gözüken daracık alanlarda. Onların teşviki, yine bir arkadaşımın, Yiğit Ekmekçi'nin yardımı ve desteği ile, "Bunlardan bir sergi olur mu, olmalı mı?" sorularına cevap buldum.

Serginin gerçekleşmesini sağlayan herkesi daha sonra takdim edeceğim. Şimdilik kısa bir duyuruyla yetiniyorum. "Ya Değilse? / If Not?" adını taşıyan sergim 9 Mart günü açılıyor. Referandumun bir gün öncesine, ­15 Nisan'a kadar açık kalacak. (Galeri yalnız pazartesileri kapalı.) Sergi, Sanatorium sanat galerisinde. Sanatorium, Beyoğlu, Asmalımescit Sokak'ta.


Gerisi, Sanatorium'un sergi için yayımladığı bültenden:

"...sergi, izleyiciyi anlatıcı konumuna çekiyor. Seçme ve yorumlama macerasına çağırıyor. Bir eleme­ ayıklama işlemi olarak görme eylemi, görememe hali... Eğlenceli de olabilir ürkütücü de. Özgün mekânsallık ve bağlamından koparılmış ayrıntı kendini mekân olarak sunuyor. Geçerseniz karanlığa düşebileceğinizi hissettiren aralıklarla, kaynağı belirsiz ışıklarla, algılama, görme, bilme, tanıma iddialarımız hakkında bizi şüpheye düşürüyor. Ya kolektif hafızamızı, yanıbaşımızda oldukları halde göremediklerimizi de görerek kurabilseydik?"

27 Şubat 2017 Pazartesi

Medya, politik psikoloji, devlet, "terör"

Al Jazeera Türk'te, Politik Psikoloji Derneği Genel Sekreteri Rifat Serav İlhan'ın bir yazısı yayımlandı: "Medya ve terör". Ankara Üniversitesi Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi danışma kurulu üyesi de olan İlhan, medyayı devletle bütünleştirmenin münasip yollarını ararken, bütünüyle işlevsizleştirmeye kapı açacak tehlikeli bir yaklaşımın tipik örneğini de sunuyor.

"Medya," diye yazıyor İlhan, "modern demokratik toplumlarda toplum ve karar vericiler arasında iletişim kurulmasında önemli rol oynar, toplumun ve karar vericilerin tutum ve kanaatlerinin şekillendirilmesinde de kullanılabilir."

Kullanacak olan kim? Yazar özneyi hemen bu cümlenin ardından isimlendirmiyor, ancak yazının her satırına sinmiş önkabulden, bunun "devlet" veya "karar vericiler" olduğunu anlıyoruz. Bir tür "millî güç" yaklaşımı, yine!

19 Şubat 2017 Pazar

"Sizden nefret ediyorum ama olmazsanız olmaz"

Arizona senatörü McCain (John Sidney McCain III), eski subay. Vietnam Savaşı’nda, Hanoi’yi bombalarken uçağı düşürüldü, ağır yaralı halde Kuzey Vietnamlılarca ele geçirildi, altı yıl kadar tutsak kaldı. Pek iyi muamele görmediğini tahmin edebiliriz. O zamandan bedeninde davranışlarını etkileyen epey hasar kaldı. Emekli olduğunda, babası ve dedesi gibi dört yıldızlı amiralliğe yükselememiş, yüzbaşı rütbesiyle yetinmişti. Rütbe bir yana, tipik "asker aile" çocuğuydu. 1982’de Temsilciler Meclisi’ne seçildi, sonra hep politikanın içinde oldu. 2008’de Obama’ya karşı Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayıydı; kaybetti. Daha önce de, 2000’de, başkan adaylığına kalkışmış, parti içinde, George W. Bush’a karşı kaybetmişti.

NBC’nin “Meet the Press” programında McCain’e, ABD’nin şu andaki başkanı Donald Trump’ın basını “Amerikan halkının düşmanı” ilan edişi hakkındaki görüşünü sordular. McCain lafa, “Basından nefret ediyorum, özellikle sizden nefret ediyorum,” diye girdi. “Ama gerçek şu ki, size ihtiyacımız var.” Senatör, “özgür basın”ı “mecburiyet”, “hayatî ihtiyaç” diye niteledi. Bildiğimiz anlamda demokrasi diye bir şey olacaksa, “özgür basın”a, hattâ “düşmanca bir basına” mutlaka ihtiyaç olduğunu söyledi. “O olmazsa,” dedi, “bireysel özgürlüklerimizin o kadar çoğunu kaybederiz ki…” Noktayı da şöyle koydu McCain: “Diktatörler işe böyle başlar.” Ne kasdettiğini soru üzerine açıkladı: “Özgür basını baskı altına alarak…”

8 Şubat 2017 Çarşamba

DAİŞ'in kolu Hama'ya uzanıyor

Silahlı muhalifler ve cihatçı gruplar arasında birleşme-ayrışmalar eşliğinde çatışmaların sürdüğü İdlib'in güneyi, yeni bir yangına mâruz. Kısa süreliğine ortadan kaybolan Cünd'ül Aksa örgütü, Liva Aksa adıyla ortaya çıktı ve Özgür Suriye Ordusu'na saldırdı. Liva Aksa, Kuzey Hama'daki (İdlib'e sınırdaş) Tayyibe el-İmam kasabasını aldı, Helfeye'yi de kuşattı. Helfeye'de ÖSO'cular Liva Aksa'ya teslim olmak zorunda kaldı, ÖSO'un en büyük silah depolarından biri de örtülü DAİŞ'çilerin eline geçmek üzere.

Çeşitli isimler altındaki El-Kaide temsilcilikleriyle öbür silahlı muhalifler arasında sürekli sorun kaynağı olan Cünd'ül Aksa örgütü sonunda Şam'ın Fethi Cephesi içerisinde erimiş, bilahare ŞFC'ciler bu örgüt mensuplarını içlerinden attıklarını söylemişlerdi. Cünd'ül Aksa hep "İslâm Devleti" örgütüyle (DAİŞ-IŞİD) bağlantılı olmakla suçlandı. Aksini söyleyen de pek çıkmadı. Ahrar el-Şam ile çatıştıktan sonra ŞFC şemsiyesi altına sığınan örgüt halen Tahrir el-Şam koalisyonu ile müttefik mi, bilmiyoruz.

31 Ocak 2017 Salı

Tahrir de Emevî Camii'ne talip

Suriye cihatçıları arasındaki yeni örgütlenme ve saflaşmaya dair bulabildiğim verileri derlediğim yazıya, yeni oluşuma katılan örgütler açıklandıkça ekliyorum. Öyle görünüyor ki, Heyet Tahrir el-Şam (HTS - Şam'ı Kurtarma Komitesi), başlıca rakibi Ahrar el-Şam'ın önderliğindeki cepheyi epey zayıflatarak, silahlı Suriye muhalefetine El-Kaide damgasını vuracak.


Bu defa ilginç bir ayrıntıyı konu edeceğim. (Birileri işaret etti de uyandım, yoksa Suriye, Şam ve Emevî Camii hakkında, bu görsel bağlantıyı kurabilecek bilgiye sahip değilim, oraları görmedim de.) HTS amblemindeki kubbenin, Suriye'nin bu simgesel camisinin kubbesine görsel gönderme olduğu söyleniyor. Mânâsı, örgütün başkenti ele geçirme ("kurtarma") hedefini önüne koymuş olduğu. Bu aynı zamanda, "Suriye muhalefeti"nin liderliği olma iddiasını taşımak demek. Ve çatısı, haliyle.

Ahrar el-Şam'ı Suriyeli silahlı muhalifler arasında en etkin, itibarlı ve güçlü örgüt yapan unsurlar zayıflıyor, örgütler-yerel birimler koalisyonu niteliğindeki Ahrar'dan pek çok parça koparak Tahrir tarafına geçiyor. Bir sonraki uluslararası barış-çözüm görüşmelerinde muhalefet adına masaya kimler oturacak, belirsiz; çünkü şu anda giderek güçlenen ve sahaya ağırlığını koyacak olan silahlı muhalefetin omurgasını Şam'ın Fethi Cephesi, yani eski el-Nusra, yani Suriye El-Kaidesi oluşturuyor ve bırakın onun diplomatik düzeyde muhatap alınmasını, şu anda hem ABD hem Rusya bu örgütü bombalıyorlar. Yeni saflaşmalar ışığında, Ankara da, düne kadar müttefiki veya beslemesi olan örgütlerle çatışmak durumunda kalabilir.

Emevî Camii'nin lafı geçtiği için, "Gel de Ahmet Davutoğlu'nu ve 'Stratejik Derinlik'i hatırlama!" diyenler çıkacaktır. Yeni Osmanlı İmparatorluğu ve İslâm Halifeliği sûretinde zuhur edecek yeni Türkiye'yi -ve muhtemelen bu arada kendini de- Ortadoğu'nun "sahibi, öncüsü ve hizmetkârı" yapmak isteyen bu zat, kubbe göndermeli amblemler gördüğünde hisleniyor mudur acaba?

Suriye'de yeni saflaşmalar, birleşmeler

[ GÜNCELLENDİ ]
Kartların yeniden karıldığı Suriye'de, oyuncular eş değiştiriyor, masalar oradan oraya itiliyor; ve içeride yeni kavgalar çıkmak üzere. Silahlı muhalefet yeni bir çehreye bürünüyor, fiilen varolan ama öyle değilmiş gibi yapılan El-Kaide hegemonyası bir tür resmiyet kazanıyor, buna karşılık, "Suriyeli" muhalefetin cihatçı-İslâmcı karışımı, kısmen köprü kısmen çatı örgütü Ahrar el-Şam bölünüyor, kaderini El-Kaide ile birleştirmeyen muhaliflerin silah ve savaş gücü çok azalıyor.

El-Kaide'den kastımız, bu örgütün Suriye kolu El-Nusra (Nusret) Cephesi iken, "El-Kaide merkeziyle bağımızı koparttık" açıklaması yapıp "Şam'ın Fethi Cephesi" adını alan teşkilat. El-Kaide merkeziyle danışıklı dövüş halinde, bizzat oraya danışılarak yapılan bu "bağımsızlık" açıklamasını kimse ciddîye almadı haliyle. Nusra'nın buradaki gayesi, öbür silahlı muhalif örgütleri kendi çatısı altında toplamak, hegemonyasını resmîleştirmek, fakat El-Kaide bağı yüzünden yoksun kalınan dış yardımları da alabilmekti. Baktılar, bu olmuyor, şimdi rejimin karşısına tek silahlı alternatif olarak çıkma hedefine yöneldiler. Önce yerel düzeyde etkinliğe, kendi alanlarına sahip örgütleri yerlerinden sürmeye veya yutmaya yöneldiler, sonra yeniden isim değiştirerek "Heyet Tahrir el-Şam" (Şam'ın Kurtuluşu Komitesi) adıyla yeni bir çatı örgütü kurdular ve biatları kabul etmeye başladılar.

Bu taktikle esas olarak başlıca rakipleri Ahrar'ın etkinliğini kırmayı amaçladıkları ortada. HTŞ'nin başına, Ahrar'ın eski lideri Haşim el-Şeyh (Ebu Cabir) geçti.

Şu ana kadar irili ufaklı birçok örgüt HTŞ'ye katıldı. Ahrar el-Şam'ı oluşturan ufak yerel örgütlerden birçoğu da taraf değiştirip HTŞ çatısı altına girdi. Yeni örgütün sahip olduğu savaşçı sayısının otuz bine ulaştığı söyleniyor.

31 Ocak itibarıyla Suriyeli cihatçı örgütler arası saflaşma şöyle:

Heyet Tahrir el-Şam tarafına geçenler:

Şam'ın Fethi Cephesi
Nureddin el-Zengi Hareketi
Ahrar el-Şam'ın Kürt kanadı (doğrulanmadı)
Ensar el-Din Cephesi
Ceyş'ül Sünne (tamamı mı, kısmen mi, kesinleşmedi)
Cemaat Fursan el-Sünne
Kataib el-Sahabe
Kataib Sukur el-İz (Marşurin)
Katibat el-Raşid
Katibat el-Şehid Muhammed el-Esfura (Helfeya)
Katibat Fursan el-Şam
Katibat Hüzeyfe bin el-Yaman
Katibat Kevafil el-Şüheda (Han Şeyhun)
Katibat Riyah el-Cenne
Katibat Taliban
Katibat Usud el-Harb
Katibat Usud el-Rahman
Liva Ahrar el-Cebel
Liva el-Abbas
Liva el-Hak
Liva el-Temkin (kısmen)
Mücahidin Aşide
Siriyet el-Aksa
Siriyet el-Hamza

[Bunların dışında, tek tek kaynaklarda şu örgüt veya grupların adları da saf değiştirenler arasında geçti - tabiî teyit etme şansım yok: Seraye el-Aksa Tugayı (Halep), Esed (Asaad) el-Hilafet, Liva el-İman'ın bir birliği (kırsal Doğu Hama), Muhammed el-Esfure, Hazeyfe bin el-Yaman (Daret İza, Halep), Usud Hamza]

Ahrar el-Şam tarafında kalanlar:

Ahrar el-Şam (kısmen)
Ceyş el-Mücahidin
Ceyş el-İslâm (İdlib)
Sukur el-Şam
Tecemmü Festakim Kama Umirt
Kataib Suvar el-Şam
Katibat el-Mutasım Billah
Katibat el-Nasır Selahaddin
Katibat el-Vela ve'l-Bera
Katibat Beyarik el-Cebel
Katibat Şüheda el-Cebel
Katibat Usud el-Sünne
Liva Ahrar el-Cenup
Liva el-Kerame
Liva Halid bin el-Velid
Liva Mikdad Bin Emra
Mücahidin İbn Teymiyye
Şam Cephesi (Batı Halep)
Liva Ömer

Önemli şahsiyetler

Cihatçıların ayrılma-birleşme dinamiğinde önemli bir fasıl da şahsiyetler. Kimisi etkinlik ve işlev bakımından önemli kimisi cihatçılar arasında itibar ve destek kazandıran çeşitli şahsiyetler de Ahrar'dan Tahrir'e doğru akıyorlar. En başta, yeni örgütün eski Ahrar lideri Haşim el-Şeyh başkanlığında kurulması zaten büyük sarsıntı. Bu yetmiyormuş gibi, Ahrar'ın eski başkomutanı Ebu Salih el-Tahhan da yeni örgütün lider kadrosunda. (Tahrir'in silahlı kuvvetinin başkomutanı o mu olacak, kesin bilmiyoruz, zira Suriye El-Kaidesi'ni var eden ve Nusra ŞFC olurken "yüzünü açan" itibarlı ve güçlü Ebu Muhammed el-Colani'nin başkomutan olacağı da söyleniyor.)

Ebu Salih el-Tahhan, Ahrar içerisinde Nusra'ya çok yakın isimlerdendi. Bu örgüt ile Ankara gayet sıkı fıkı ilişkiler içindeyken, el-Tahhan tweet'ler aracılığıyla şöyle sözler edebiliyordu: "Bize yakın olanları yabancıların yararı için satacağımızı düşünenler, kendi evimizden birilerinin zararına herhangi bir komşumuza ayrıcalık tanıyacağımızı hayal edenler aptaldır, ve ateşi harlamaya [Nusra ile Ahrar arasında kavgayı kızıştırmak -ük] çalışanlar daha da aptaldır... Savaş meydanında, Ahrar'lı kardeşi, Nusra'lı kardeşinin yarasını sarar, ve Nusra'lı kardeşi, Ahrar'lı şehidin ardından gözyaşı döker. Savaşın pekiştirdiği bu kardeşlik, Twitter'daki ahmaklar ve yanlışların üzerine atlamak için fırsat kollayanlar tarafından koparılamayacak kadar güçlüdür."

Ayrıca, Suriye cihatçıları üzerinde otorite sahibi altı din adamı yeni oluşumu desteklediklerini açıkladılar. Bunların arasında, terk edilen evlere elkonabileceğine dair fetva veren, Şiilerden "lanetli Rafızîler" diye sözeden Abdülrezzak el-Mehdi ve Suriye İçsavaşı'nın en medyatik cihatçı din adamı, Fetih Ordusu'nun müftüsü Abdullah Muhammed el-Muheysini de var. Şimdiye kadar ilkinin adının Ahrar, ikincisinin El-Kaide ile birlikte anılmış olması da bu ortak bildiriyi daha anlamlı kılıyor.

Yeni oluşuma Gazze'den de destek geldi: Ebu Hafs el-Makdisi komutasındaki Ceyş'ül Ümmet, Heyet Tahrir el-Şam'ı tebrik etti.

Çeşitli yerlerden boyuna birtakım isimler açıklanıyor, Tahrir'e katıldıkları söyleniyor. Bunları teyit etme şansım yok, yine de sıralayayım, belki birileri peşine düşer, işlerine yarar: Halil Ebu İsmail (Ahrar'ın üst düzey silah sorumlusu olduğu söyleniyor), Ebu Muhammed el-Numani (Ahrar'ın bağışlardan sorumlu merkezî biriminin başındaki adam olduğu ileri sürülüyor), Ebu İslâm (Ahrar'ın zırhlı tugay komutanlarından olduğu söyleniyor), El-Battar el-Cezrevî (şeriat hakimi olduğu söyleniyor).

Bunlara karşılık, "şunların şunların Tahrir'e geçtiği yalandır!" iddiaları da ortalıkta bol bol dolaşıyor. Tek tek iddiaların doğruluk payını bilemesek de, bütün bunlar bize ortamı anlatıyor. Manzaraya şunları eklemek gerek: Heyet Tahrir el-Şam'ın oluşumuyla birlikte, Nusra ile çeşitli örgütler arasında her tarafa yayılma eğilimi gösteren çatışmalar durulmuş gözüküyor. Ancak bu, Tahrir militanlarının Daret İza'da Şeriat mahkemesi binasını basmasını ve Ahrar'a ait bazı kontrol noktalarını ele geçirmesini engellemedi.

Fetih Ordusu ve Nureddin el-Zengi

Son gelişmeler, öncelikle, Mart 2015’te İdlip’in Suriye ordusundan alınması için ‘Fetih Ordusu’ adı altında Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan organizasyonuyla bir araya getirilen koalisyonun tamamen dağılması anlamına geliyor.

Dağılan sadece Fetih Ordusu koalisyonu değil; koca örgütler de çatırdıyor. Bunlar arasında Türkiye'yi en az Ahrar el-Şam kadar ilgilendireni, Nureddin el-Zengi Hareketi. Ankara'nın çok yakın ilişkide bulunduğu bu silahlı hareket, CIA tarafından da destekleniyordu. Fırat Kalkanı Harekâtı'yla birlikte hareketin içerisinde Türkiye'ye karşı hoşnutsuzluk başgösterdi. İdlib'ten Halep'e yardıma gelebilecek savaşçıların bunun yerine kuzeye kaydırılıp Türk Silahlı Kuvvetleri desteğinde, esas amacı Kürt kantonlarının birleşmesini önlemek olan bir askerî operasyona sürülmesi, bazı Zengi mensuplarının yüksek sesle yakınmalarına yolaçtı. "Türkiye'ye hizmet için mi savaşıyoruz!" itirazları yükseldi. Öyle görünüyor ki, bunlar kısa zamanda hareketin liderliğinin ve amaçlarının sorgulanmasına varmış. Çünkü sonunda, Nureddin el-Zengi Hareketi yeni oluşuma, HTŞ'ye katıldı, yollarını ayıranlar da gidip Feylak el-Şam’la birleştiklerini açıkladılar. Feylak el-Şam, TSK öncülüğündeki Fırat Kalkanı Harekâtı'na katılan gruplar arasında.

HTŞ saflarına geçen Nureddin el-Zengi militanlarının bugüne kadarki müttefiklerine karşı savaşmaları zor olmayacak. Çünkü böyle bir pratikleri oldu. Üstelik Halep savaşının en kritik dönemlerinden birinde. Suriye ordusu Doğu Halep'i kuşattığında, kuşatmayı kırmak için silahlı gruplar saldırıya hazırlanırken, Zengi ve yerel müttefikleri, ÖSO bileşenlerinden Tecemmü Festakim'e saldırıp depo ve cephaneliklerini soydular, örgütün liderini esir aldılar. Festakim lideri haftalarca ellerinde tutuklu kaldı.

Halep'in doğusunda silahlı gruplar egemenken oradan haber alabilenler, Zengi ile pek çok başka grubun arasının bozuk olduğunu ileri sürüyorlardı. Şimdi hareketin Ankara ile de arası açılacak gibi görünüyor.

(Arapça kelimelerin Türkçe yazılışlarında yanlışlar olabilir.)